HABER ARAMA


Gelişmiş

EN ÇOK OKUNANLAR

SON YORUMLANANLAR


    İstiklal Marşı ve Mehmet Akif Ersoy'u Anma Töreni

      12.03.2012

    İstiklal Marşı ve Mehmet Akif Ersoy'u Anma Töreni

    Categorie  Kategori : Fen-Edebiyat
    Comments  Yorum : 0
    Reading  Okuma : 8599

    Share |

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

    İstiklâl Marşı’nın Kabulü ve Mehmet Âkif Ersoy’u Anma Töreni
     
     
    İstanbul Aydın Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi ile Eğitim Fakültesi'nin birlikte düzenledikleri “İstiklâl Marşı’nın Kabulü ve Mehmet Âkif Ersoy’u Anma Töreni”, 12 Mart 2012 tarihinde A Blok Konferans Salonunda, saygı duruşu ve İstiklâl Marşı’nın okunmasının ardından Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Şuayip Karakaş ile Rektör Yardımcısı Prof.Dr. Kemalettin Yiğiter’in açılış konuşmalarıyla başladı.   
     
    Prof. Dr. Şuayip Karakaş konuşmasında: “Ben tıpkı her Fransız’ın Victor Hugo’yu, her İngiliz’in Shakespeare’i, her Rus’un Puşkin’i tanıdığı gibi bu ülkede yaşayan herkesin ve her Türk’ün de Mehmet Âkif Ersoy’u tanıdığını düşünüyorum ve buna bütün kalbimle inanıyorum. Bu sebeple şu kısacık konuşmamda Akif’in şahsından söz etmeyi zait sayıyorum. Ancak hepimizin kutsiyet arz eden müşterek değeri İstiklâl Marşımız hakkındaki düşüncelerimi de kısaca arz etmek istiyorum.” dedikten sonra İstiklâl Marşı ile ilgili düşüncelerini dile getirdi:
     
    “İnanıyor ve iddia ediyorum ki, dünyada hiçbir millet, istiklâl için Türkler kadar büyük bir bedel ödememiştir. Yine inanıyor ve iddia ediyorum ki, dünyada hiçbir millet, ödediği bedele nazaran istiklâl ve hürriyetle birlikte sahip olduğu vatanı Türkler kadar hak etmemiştir. Yine aynı şekilde inanıyor ve iddia ediyorum ki, bugün de dünyada hiçbir millet, yaşadığı coğrafya ve tarihî misyonu sebebiyle istiklâl ve hürriyetini devam ettirmek, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü muhafaza etmek için Türk milleti kadar ağır bir bedel ödemek mecburiyetinde değildir. Ve yine inanıyorum ki, istiklâl ve hürriyetimiz için, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü için bu bedel ödemek mecburiyetimiz, kıyamete kadar devam edecektir.
     
    Hiç şüphesiz İstiklâl Marşımız, 1911’de Trablusgarp’ta başlayıp, Balkan’dan, Çanakkale, Yemen, Sakarya, Dumlupınar üzerinden 9 Eylül 1922’de İzmir’e akan ve Türk milletini ateşle imtihan eden bir sürecin ve ilâhî iradenin Mehmet Âkif Ersoy’un kalemine söylettiği edebî, edebî olduğu kadar da ebedî bir hatırasıdır.  On bir sene boyunca yangın yerinin ortasında,  tarihin kendisine emanet ettiği mazi ve istikbâl ile Türklüğün şan ve şerefiyle birlikte hattâ bütün insanlığın şan ve şerefini kurtarmak için cepheden cepheye çılgınca koşup duran, ateşten ve çelikten ibaret emperyalizmin istavrozlu efendilerine, imanıyla, gururuyla, haysiyetiyle karşı koyup meydan okuyarak, emsâli görülmemiş bir metanetle döğüşen Türk milletinin, bütün mazlum milletlerle beraber, esaretin zindan karanlıklarından istiklâl ve hürriyetin aydınlığına, Ergenekon’dan tarih sahnesine şan ve şerefiyle dönüşünün terennüm edildiği ilâhî bir metindir.
     
    Yazıldığı dönemin hakikî çehresini ve tıpkı kesik bir damar gibi memleketin her karışına mübarek kanını akıtan kahraman gazi ve şehitlerimizin müşterek iman, müşterek heyecan ve müşterek harikuladeliklerini terennüm eden Türk İstiklâl Marşı, bu yönüyle, diğer milletlerin millî marşlarından çok farklıdır. Söyleyiş yönünden çok kuvvetli ve çok güzeldir,  aynı şekilde muhteva yönünden de çok yücedir. Kesin bir kanaatin ifadesi olmak üzere belirtmek gerekirse, hiçbir marş, tarihi kucaklamak ve milletin iman, ümit, azim, irade, hür ve bağımsız yaşama arzusunu dile getirmesi ve ait olduğu milletin karakterini temsil etmesi bakımından Türk İstiklâl Marşı’nın seviyesine ulaşamaz. Marşın büyüklüğü, işte bu özelliğindedir. Nihat Sami (Banarlı) Bey de dedelerimizin, ninelerimizin mübarek kanlarını sel sebil etmelerinin Akif’in dehâsına söyletmiş olduğu İstiklâl Marşımızın bu müştereklik ve harikuladeliğine işaret ederken, ‘Bana öyle geliyor ki, bu muazzam şiiri sadece Âkif yazmadı: Kâğıda heyecanını döken Akif’le beraber, toprağa kanını dökenler birleşerek yazdılar,’ demektedir.
     
    Dikkat edilirse, İstiklâl Marşı, metin olarak ‘hak, Hüda, İlâhî, iman, mabet, Hakk’a tapmak, vatan, yurt, millet, şüheda, şehadet, bayrak, istiklâl, hürriyet’ gibi Türk milletinin en kutsal saydığı ve asla tartışma konusu etmediği kavramlar etrafında dönmektedir. Âkif, bu kavramları telâffuz ederken, devamlı surette Hakk’a tapan bir milletin, Türk milletinin istiklâl davasını takip etmekte ve hatta bunu bir hak olarak Allah’tan talep etmektedir. Şair, haklı olarak, gücünü bu kavramlardan alan istiklâl dâvâsının, mutlak bir zaferle sonuçlanacağını, İstiklâl Marşı’ndaki şu,
     
    “Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın,
     Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.”
              Mısralarında kat’î bir inanç hâlinde ifade eder.
     
    Şairi bu kat’î inanca götüren amil, hiç şüphesiz 2Hakk’a tapmanın yanı sıra, talep edilen istiklâlin bedelinin misliyle ödenmiş olmasıdır. Bin yıla yaklaşan bir zamandan beri dökülen kanların ve bu uğurda fedâ edilen canların herhâlde bir karşılığının olması gerekir. Artık çiğnediğimiz toprak, alelâde bir toprak olmaktan çıkmış, kutsiyet kazanmış, cennet olmuştur, Türkiye olmuştur. Öyle ki, toprak, koynuna aldığı milyon kefensizlerin kanına doymuş, eğer sıkılacak olursa, âdeta kan fışkıracak bir hâle gelmiştir. Bu sebeple, bu ülkede yaşayan herkes mutlaka bir şehidin torunudur. Yine aynı sebeple herkesin adımını atarken şehit dedesinin, şehit ninesinin kabrinin üstünde bulunduğunu idrak etmesi ve ayağının altında bir kalbin attığını hissetmesi lâzımdır. Şair, bu hakikati dile getirirken, haklı olarak şöyle seslenir:
     
      ‘Bastığın yerleri ‘toprak’ diyerek geçme, tanı,
      Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
      Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı,
      Verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı.
     
      Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
      Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
      Çanı, cananı, bütün varımı alsın da Huda,
      Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.’
     
    Akif’in ifadesiyle ezelden beridir hür yaşadığımız ve hür yaşayacağımız bu ülkede, üzerinde asla tartışmayacağımız ve tartışılmasını haram sayarak alelâde bir orta malı hâline getirilmesini asla kabul edemeyeceğimiz değerlerimizi estetik bir kompozisyon içerisinde bir araya toplayan İstiklâl Marşı’nı, bütün dünyaya ebediyen var olacağımızı haykıran bir meydan okuma ve vatanın bütün manasıyla ifade edildiği millî bir neşide olarak koruyup, ruhuna uygun şekilde hürmet ve heyecanla okumak, hepimiz için millî bir farzdır. Hiç şüphesiz bu hassasiyetin gösterilmesi, bize vatan ve istiklâlimizi ebedî olarak armağan edecektir. Ancak işte o zaman şu mısraları okumak da bizim en tabiî hakkımız olacaktır:
     
    ‘Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
       Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!’
     
    Rektör Yardımcısı Prof.Dr. Kemalettin Yiğiter ise açılış konuşmasında İstiklâl Marşımızın şartlar ne olursa olsun ilelebet gönüllerde dalgalanacak bayrağımızla birlikte millî marşımız olarak yine büyük bir anlama sahip olmaya devam edeceğini dile getirdi:
     
    “İstiklâl Marşımız, adından da anlaşılacağı üzere yüce milletimizin istiklâlini en ince detayına kadar anlatan, buram buram bir tarih, buğulu gözlerle tıpkı bir çağlayan gibi yazılmış bir iş çekme, bir boşalma ve şu gök kubbeyi aydınlatan bir şeref ve onur âbidesidir. Yüzyıllar boyunca dünya coğrafyasında at koşturmuş, insanlık nedir; hak, hukuk ve adalet nedir, bunu öğretmiş; gittiği her yerde bayrak misali sanat eserleri yapmış ve o topraklarda yaşamış insanlara hizmetler sunmuş bu yüce millet kül olmuş, nice canlar nice topraklar kaybetmiş, ama şeref ve haysiyetini hiçbir zaman kaybetmemiştir. Bir düşünürün dediği gibi onur ve haysiyetini kaybetmiş bir insan, bir millet her şeye sahip olsa da kaybettiklerini bir daha asla geri alamaz. İşte, merhum Âkif’in bir yarışma sonucu asla ödül kazanmak için değil kendisinden rica edilmesi üzerine kaleme aldığı ve yeniden millet olarak dimdik ayakta durduğumuzu ve ilelebet de duracağımızı her bir mısraındaki sözcüklerle ifade eden bir ışık, bir haykırış ve yüce milletimizin asalet ve kahramanlığının bir özeti olarak dile getirdiği İstiklâl şiiri, rengini kanımızdan alan, şartlar ne olursa olsun ilelebet gönüllerde dalgalanacak bayrağımızla birlikte millî marşımız olarak yine büyük bir anlam kazanmaktadır. Bu yüce şairi her zaman olduğu gibi şu anda da rahmetle yâd ediyor, sizleri saygıyla selamlıyorum.”
     
    Prof.Dr. Kemalettin Yiğiter’in konuşmasından sonra Öğr.Gör.Güneş Şahin yönetimindeki Eğitim Fakültesi Öğrenci Korosu,  İstiklâl Marşı’nın besteleri Ali Rifat Çağatay ile Zeki Üngör’e ait iki versiyonunu icra ettiler.  
     
    Anma töreni, koronun ardından İstanbul Aydın Üniversitesi öğretim üyesi Prof.Dr.Necat Birinci’nin “Döneminin Şiiri İçinde İstiklâl Marşı” konulu konferansıyla devam etti.  
     
    Prof.Dr.Necat Birinci, dinleyicleri İstiklâl Marşı’nın kabulünün 91. yıldönümüyle kutladıktan sonra İstiklâl Marşı’nın Türk milleti için önemi ve anlamı üzerinde durdu. İstiklâl Marşı’nı değerlendirirken onun yazıldığı dönemin, siyasî ve askerî hayatın, edebî ortamın göz önünde tutulması gerektiğine dikkat çekti.
     
    “Değerli gençler tarihi bilmek başka şeydir, tarihi bilinç hâlinde yaşamak başka şeydir. Tarihimizi dünyanın herhangi bir tarihçisi bizden çok daha iyi gayret sarf ederek öğrenebilir, ama hiçbir zaman,  ama hiçbir zaman ne İstiklâl Marşı’nı ne Millî Mücadele’nin taşıdığı manayı, ne I. Dünya Savaşı’nın bize getirdiklerini, kaybettirdiklerini anlayamaz...” diyen konuşmacımız, I.Dünya Savaşı ve onun sonuçları üzerinde durdu. Dönemin edebiyat çevresinin, içinde bulunduğu durum, zor şartlar hakkında neler söylediğini örneklerle göstermek için de önce Yahya Kemal’in “1918” isimli şiirini okudu ve değerlendirdi. Daha sonra nesir dünyasındaki gelişmelere örnek olarak Ebüzziya Tevfik’in 1918 yılında yayımlanan, vatanın içine düştüğü durumdan nasıl kurtulunacağını, kurtuluşun hangi temellere dayanacağını dile getirdiği yazısına yer verdi. Yazıda düşmana teslimiyet düşüncesi ile ümitsizliğin olmayışına dikkat çekti. Ebüzziyazade’nin Tasvir-i Efkâr gazetesinin Şubat sayısındaki vatanın esaretten kurtuluşunun yine milletten ibaret olduğunu dile getirdiği yazısından 15 gün sonra Hasan Tahsin’in İzmir’de Beşer gazetesinde çıkan “Uyan, Ey Türk Oğlu Uyan!” başlıklı yazısında aynı düşüncelerin paylaşıldığının altını çizdi. Prof.Dr. Necat Birinci o dönemde henüz 20 yaşında olan Faruk Nafiz’in “Bozgun”, “Hisar’da Akşam”, “At”, Ziya Gökalp’in “Çobanla Bülbül” , Yahya Kemal’in “Akıncı” ve Hafız İsmail’in “Millî Marş” şiirini okuyup değerlendirdi. Prof.Dr.Necat Birinci okuduğu şiirlerde ortak bir ruhun doğuşuyla birlikte kurtuluşa inanma, millete güvenme ve ümitsizliğe kapılmama duygularını izleyebileceğimizi vurguladıktan sonra Nazım Hikmet’in “Sekiz Yüz Elli Yedi” başlıklı şiirini okudu.
     
    Konuşmasının bundan sonraki kısmında Mehmet Âkif’e ağırlık veren Prof.Dr.Necat Birinci, onun Balıkesir’deki Zağnos Paşa Camii kürsüsünden irat ettiği o meşhur hutbesi ile şiirini okudu. Âkif’in bu dönemdeki gerek Anadolu gerek Ankara’daki çalışmalarını Hakimiyet-i Milliye gazetesindeki haberlerden de aldığı parçalarla da destekleyerek anlattı. Burdur konuşması ile Nasrullah Camii’ndeki vaazından bahsetti. Bu mevizenin Âkif’in Millî Mücadele’ye yaklaşımını ortaya koyduğuna dikkat çekti. Daha sonra Âkif’in şiir dünyası üzerinde duran konuşmacımız, millî marş yarışmasını ve İstiklâl Marşı’nın nasıl kaleme alındığını anlattı. Hamdullah Suphi’nin İstiklâl Marşı’nı nasıl okuduğunu, hemen ilk mısrada mecliste alkış tufanının koptuğunu dile getirdi. İstiklâl Marşı’nı Âkif’in heyecanı en yüksek şiiri olarak değerlendiren Prof.Dr.Necat Birinci, bu şiirin son derece güçlü bir kompozisyon içerisinde yazıldığını, her kıtada Türk milletinin tarihin derinlerinden getirdiği bir değer sisteminin anlatıldığını ve ayrı bir ses özelliği ile verildiğini, bunun da Âkif’in gerek Türk musikisi gerek Batı musikisi hakkında sahip olduğu derin bilgiden kaynaklandığını, bu şiirin kendisini adeta bir oratorya olarak gösterdiğini dile getirdi. Düşüncesini senfonideki kompozisyonun özellikleriyle destekleyen konuşmacımız, senfonide bütün parçalarda ifade edilen notaların final parçasında yeniden ele alındığını ve bütün o senfonilerin son bölümlerinin son derece mükemmel olduğunu belirtti. Âkif’in İstiklâl Marşı’nın da bu özelliğe sahip olduğuna dikkat çekti ve İstiklâl Marşı’nın:
     
    ‘Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
    Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
    Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
     Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
    Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!’
    şeklindeki son kıtasını yüksek bir heyecanla okuduktan sonra şunları söyledi:
     
           “Âkif, dokuz kıtada hangi duyguları, hangi değerleri dile getiriyorsa sonuncu, onuncu kıtada bunları tekrar ediyor. Nitekim dört mısraa sığdıramadığı için beş mısradır son kıta. İstiklâl Marşı, bugün üzerinde mutabakat sağlanmış tek metnimizdir.  19. Yüzyılın hatta 20. Yüzyılın başlarında sorsaydınız iki üç metin söyleyebilirdim size, ama bugün bu tek metnin kıymetini bilmemiz lazım.”
     
    Prof.Dr. Necat Birinci yaptığı konuşmanın amacını ise şöyle dile getirdi: “Bu konuşmayı bir ıstırabı, bir tarihi duyguyu, geçmişte kalmış yaraları açmak için hazırlamadım. Bu vatanın hâlen bölünmek istendiğine, bu milletin hâlen birliğinin parçalanmak istendiğine, tehlikelerin geçmediğine birlikte işaret edelim diye, böyle bir koridordan, Millî Mücadele’ye ve Millî Mücadele’nin şiirinde İstiklâl Marşı’na yürüyen yolu sizinle paylaşmak istedim.”
     
    Değerli konuşmacımız Prof.Dr. Necat Birinci, ilk cümlesinden son cümlesine kadar büyük bir coşkuyla sürdürdüğü anlamlı konuşmasını da: “İstiklâl içinde olun, sevgili gençler! İstiklâli yükseltin!” dilekleriyle tamamladı.
     
    İstanbul Aydın Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi & Eğitim Fakültesi'nin düzenlediği İstiklal Marşı ve Mehmet Akif Ersoy'u Anma Töreni 12 Mart 2012 10:00 - 12:00 Saatleri arasında A Blok Konferans Salonunda gerçekleşti.
    Yazdırılabilir Sayfa Sayfayı Yazdır | Word'e Aktar Worde Aktar | Tavsiye Et Arkadaşına Gönder | Yorum Yaz Yorum Ekle

    Fen-Edebiyat

    En Çok Okunanlar




    Toplam Ziyaretçi : 
    Aktif Ziyaretçi : 

    18181722
    68
       

      Son Ziyaret :  23.04.2019 00:58